Sessiz Bir Yeniden Konumlanma: Bahçeli’nin Kürt Açılımı ve Türkiye’nin Yeni Güvenlik Paradigması

Sessiz Bir Yeniden Konumlanma: Bahçeli’nin Kürt Açılımı ve Türkiye’nin Yeni Güvenlik Paradigması

2024 sonbaharında Türkiye siyasetinde ezber bozan bir gelişme yaşandı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yıllardır sert güvenlikçi politikalarla özdeşleşmiş bir figür olarak, kamuoyunda “Kürt açılımı” diye anılan yeni bir politik çıkışla Türkiye’nin gündemine oturdu. Ancak bu açılım, salt bir iç barış arayışı değil; Türkiye’nin dış politikada karşı karşıya kaldığı derin tehditlere karşı içeriden geliştirilen stratejik bir savunma hamlesiydi.

Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’teki grup konuşmasında PKK lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı “örgütü feshet” çağrısı, Türkiye’nin terörle mücadelesinde yeni bir sayfanın açıldığını gösterdi. “Kürt kardeşlerimizle kucaklaşıyoruz” ifadesi ise, etnik temelli bir çözüm değil; eşit yurttaşlık temelinde bir ulusal bütünlük inşasının işaretiydi. “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt sorunu yoktur” cümlesi, bu yeni siyasi dilin Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle çatışmadığını, aksine onları yeniden işler kılmayı hedeflediğini ortaya koydu.

Fakat bu açılımın zamansal bağlamı, onu sadece iç siyasetin değil, bölgesel jeopolitiğin de konusu haline getiriyor. 7 Ekim 2023’te başlayan Hamas-İsrail savaşı, yalnızca Filistin topraklarını değil, bütün Orta Doğu’yu yeni bir vekalet savaşları sarmalına sürükledi. İsrail’in 2024 yılı boyunca Suriye’de İran destekli unsurlara yönelik gerçekleştirdiği 200’ün üzerindeki hava saldırısı (SOHR, 2024), Türkiye’nin sınır güvenliği açısından doğrudan bir tehdit anlamına geliyor. Özellikle kuzey Suriye’de Türkiye’ye komşu YPG varlığına yönelik açık Amerikan ve İsrail destekleri, Ankara’yı savunma pozisyonundan çıkararak caydırıcı refleksler geliştirmeye zorladı.

Bu noktada, Türkiye’nin Kürt vatandaşlarıyla kurduğu yeni ilişki dili, dış müdahalelere karşı içeriden bir milli bağışıklık sistemi kurmanın da aracı. Türkiye, Kürt meselesini iç barış perspektifinden değil, artık doğrudan bir milli güvenlik meselesi olarak okuyor. ABD destekli YPG’nin kontrolündeki bölgelerde günlük 100.000 varil petrol üretimi (Energy Intelligence, 2024), bu yapıların ekonomik ve askeri özerklik kazanmasını sağlarken; Türkiye ise Kürt toplumunu devlet çatısı altında tutarak bölgesel kırılmayı engellemeyi hedefliyor.

Ancak asıl dikkat çekici gelişme, Türkiye ile İsrail arasında hızla tırmanan gerilimdir. Bahçeli’nin çıkışı, aynı zamanda bu eksende yaşanabilecek muhtemel çatışmalara hazırlık olarak da okunmalıdır. Türkiye’nin İsrail’e karşı sadece söylem düzeyinde değil, ekonomik ve askeri düzeyde de sertleşen bir strateji izlemeye başladığı görülüyor. 2023-2024 yıllarında Türkiye’nin savunma harcamaları %30 artarak 52 milyar dolara ulaştı (SIPRI, 2024). Aynı dönemde Türkiye-İsrail ticareti TÜİK verilerine göre %50 oranında geriledi. Bu veriler, sadece diplomatik değil, açık bir cepheleşmenin zeminlerinin oluştuğuna işaret ediyor.

Ankara’nın İran’la son dönemde artırdığı istihbarat ve güvenlik iş birliği mesajları, Türkiye’nin bölgede yeni bir eksene doğru kaydığını da gösteriyor. İran destekli unsurlara yönelik İsrail saldırılarının Türkiye sınırına bu kadar yaklaşması, yalnızca Suriye özelinde değil, Doğu Akdeniz ve Kuzey Irak’ta da bir sıcak çatışma senaryosunu giderek daha muhtemel kılıyor. Bu durum, Türkiye’nin klasik diplomatik dengeleme siyasetinden çok, çok yönlü bir askeri hazırlık ve iç güvenlik tahkimi stratejisine yöneldiğini gösteriyor.

Bahçeli’nin açılımı işte bu kritik denklemde konumlanıyor: PKK’ya karşı elde edilen askeri üstünlük, şimdi iç politikaya taşınıyor. Öcalan üzerinden yapılan çağrı, sembolik bir alanı hedeflese de, esasen devletin inisiyatif aldığı bir süreç olarak yürütülüyor. Kandil’deki örgüt liderliğinin daha radikal ve bağımsız bir çizgiye evrilmiş olması, çözümün doğrudan halkla kurulacak bağlarda aranacağını gösteriyor.

Neticede Türkiye, yalnızca içeride terör tehdidini minimize etmek için değil; dışarıdan gelebilecek jeopolitik müdahalelere karşı iç cephesini yeniden sağlamlaştırmak için bu süreci başlatmıştır. Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tablo artık çok daha karmaşık: Suriye’de ABD destekli Kürt yapılanmaları, İsrail’in İran’a karşı genişleyen vekalet savaşı, İsrail-Türkiye geriliminin sertleşmesi ve doğrudan çatışma ihtimallerinin giderek artması. Bu tehdit haritası, devletin iç yapısını yeniden konsolide etmesini zorunlu kılıyor.

Sonuç olarak, Bahçeli’nin Kürt açılımı, klasik anlamda bir etnik uzlaşı değil; Türkiye’nin milli güvenliğini içeriden yeniden inşa etmeye yönelik kapsamlı bir stratejik hamledir. Bu strateji, hem PKK gibi ayrılıkçı yapıların etkisizleştirilmesini, hem de dış güçlerin Kürt kartı üzerinden Türkiye’yi kuşatma girişimlerinin boşa çıkarılmasını hedefliyor. Başarı, sürecin halkla kuracağı güven ilişkisine, şeffaflığa ve devletin iradesine bağlı olacak. Ancak şurası açık: Bu açılım, Türkiye’nin sadece iç huzurunu değil, dış savunma kapasitesini de güçlendiren çok katmanlı bir güvenlik reformudur.

Bu, artık bir “çözüm süreci” değil; bir “milli bekâ süreci”dir.

“Bir milletin asıl cephesi, kalbindeki birliktir; dışarıdan gelen her kurşun, önce içerideki safları yoklar.”

Kağan ARDA

Yorum bırakın